Spiderman Uğruna Katlandıklarım: Cosmic Invasion

Arcade Beat 'em up, normalde benim radarımda olan veya sıkı takip ettiğim bir tür değil. Çocukken ataride tuşları dövdüğümüz zamanlardan kalma bir aşinalık var elbette; ama bana "türün en iyi modern 3 örneğini say" deseniz, muhtemelen cevapsız kalırım.
Her şey, yine rastgele bir gün Metroid Prime 4'ün çıkışını beklerken düştüğüm o boşlukta başladı. Nintendo kütüphanesinde dolanırken Spider-Man ve Wolverine görsellerini görünce klasik tüketici refleksim devreye girdi: Tetiklendim. Hemen YouTube’dan oynanış videolarına, ardından Metacritic puanlarına baktım. Ortalamalar 80-85 bandında geziyordu. Kısa bir an, "Mahmut, şu an popüler radarın dışında ciddi bir keşif yapıyor olabilirsin. Dikkat dikkat," dedim kendi kendime.
Hemen aldım ve indirmeye başladım. Ancak oyun o kadar hızlı indi ki –dosya boyutuna bakmamıştım ama muhtemelen çok düşüktü– o an heyecanımın yarısı gitti. Balatro gibi dahiyane istisnalar olsa da, 2020 sonrası dünyada "çok küçük boyutlu" bir oyunun, derinlikli bir içerik sunmayacağına dair bir önyargım var. Maalesef bu önyargı genelde haklı çıkıyor. Asya yan odada uyuduğu için oyunu salonda, oldukça kısık bir sesle deneyimledim. Bu yüzden ses tasarımı veya müzikler hakkında ahkam kesip dürüstlüğe gölge düşürmeyeceğim; odak noktamız tamamen gördüklerim ve hissettiklerim.
Gördüğüm ilk şey: Pixel Art. Kaliteli mi? Kesinlikle. Ancak bağımsız oyun dünyası şu sıralar o kadar yoğun bir pixel art bombardımanı altında ki, artık bu estetik bir "tarz" olmaktan çıkıp bir "standart" haline geldi. Ekrandaki görsel işçiliği beğendim ama her tarafın bu sanat diliyle kaynadığı bir dönemde, bu durum bana ekstra bir heyecan vermedi. Sadece "işlerini temiz yapmışlar" deyip geçtim.
Asıl problem ise oyunun ilerleme kurgusunda (progression). Oyun kısa, ciddi anlamda kısa. Birden çok karakter var ve her bölümü iki farklı karakterle oynayabiliyorsunuz; oynadıkça da bu karakterler seviye atlıyor. Ben 90'larda doğdum, "grind" yapmayı severim. Ama bana neden grind yaptığımı inandırmanız lazım. Adını bile duymadığım bir Marvel karakteriyle neden saatlerimi harcayayım? İşte bu noktada oyunun kısalığı ile içine gömülen "meta ilerleme" sistemi fena halde çakışıyor. Karakterleri geliştirmek, yeni yetenekler açmak için bir sistem kurmuşlar ama oyun, siz bu gelişimi hissedemeden bitiyor. Hikaye ilerleyişi (pacing) ile karakterin güçlenme eğrisi birbirine teğet bile geçmiyor. Herhangi bir karakteri "geliştirmek", vuruş hissiyatında veya düşman üzerindeki etkisinde tatmin edici bir fark yaratmıyor. Sadece sayısal değerlerin arttığı, ruhsuz bir istatistik yönetimi gibi hissettiriyor.
Üstüne bir de co-op oynama fırsatı bulamayıp, oyunu "solo" deneyimleyince tablo daha da netleşti. Bu tür oyunların kusurlarını örten şey genelde yanınızdaki arkadaşınızla yarattığınız kaostur. Tek başınıza kaldığınızda mekaniklerin sığlığı, bir "oyun" oynamaktan çok, ekrandaki kalabalığı temizleme işine dönüşüyor. Oyunun bölüm tasarımları da bu hissi körüklüyor; her seviyede 3 adet yan görev var. Bunlardan bazıları karakter mekaniklerini öğretmek için mantıklı olsa da, çoğu tamamen anlamsız. Bir bölümü baştan sona oynamak ortalama 5 dakika sürüyor. Ancak o çok da önemli olmayan görevi yanlışlıkla kaçırırsanız, bölüm "tam tamamlanmış" (completed) gözükmüyor. Bu da oyuncuda gereksiz bir rahatsızlık yaratıp, keyif vermeyen bir mükemmeliyetçiliğe zorluyor.
Özetle; Marvel evrenine olan zaafım ve nostalji arayışım beni buraya getirdi ama beni içeride tutacak mekanik derinliği bulamadım. Metacritic puanlarının oyunun kendisine değil, yarattığı nostaljik havaya verildiğini düşünüyorum.


Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Giriş yaptıktan sonra bu yazıya yorum bırakabilirsiniz.